rafadan hayat

her insan kendi çağından sorumludur.

….

adi anılınca ağızda durmayan
kolluk kuvvetleri tarafından sık sık tekrarlanan
sinema, yeşil bayraklar kızıl ötesi arzular filan
peş peşe dökülünce helkesinden kaldırımın
sordular; fes kimin başında…
bütün cadde hemde ramazan ayında
yalan söyledi vallahi benim başımda değil
kemal sunal olsaydı
durumu yumuşatırdı biraz
fes başıma fes başıma
ah siyah beyaz çocukluğum
babamın gevrek azarları
iğde ağacım tandırım mercimek çorbam
anamın merhametli elleri kızarmış yanağım
adı anılınca ağızda durmayan
her şey, zaman…

mühür bende değil bunu bilirim.
mevsimlerin zorbalığından fiyakalı
bir bildiğimde yoktur.
kış gelmektedir
koynum hala boştur
müsvedde bir öpücük
üstelik rujsuz ve çatlak da olabilir
reva görülmezken;
fes neylesin başımda.
saçlarımda kırarmakta üstelik
siyahlarım dört nala kaçmakta
beyazda buluşmak filan
hikaye aslında…
kendi kendini kandırmak
şu masa başında
kandırması da güzel oluyor hani
kapanıyor gözler dünyaya
hafiften bir mey dolanırken damarda
saplanıyor kirpikleri insanın
en haince düşüncenin ortasında
iyimser olmak lazım biraz
yoksa hayal olmayan şeyin
olabileceği bir anı
gülümseyerek hatırlamaksa
hiç olmayacak gerçeğini
kimi suçlayarak
üstümüzden atacağız?

üstümüz demişken;
kış geliyor kaban mont filan almak lazım
şöyle asker yeşili kapşonlu bir gocuk
içten ısıtmalı bir yürek bulmak lazım
kendiliğinden sarılan kolları
sebebi terketmiş çay içişleri olan
yoksa geçmez mu kış
kerhende olsa sarar biraz
yokluğu kömünürün odunun sobanın
dibinde kestane pişirmek
bir hayal olur heyhat
kalorifer çıktı çıkalı tadını da unuttuk ya
arada bir lazım oluyor nostalji filan
cezvede kahve pişirmek mesela
kokudan devşirmek kırık yıllık hatırı
kırık yıl için kırık dakika saymak mesela
seksen dört doğumluyum ben artık anlayan kalmadı

bulaşıklar birikmiş
dün feshaneden geldikten sonra farkettim
insan artığı ne tuhaf şey,
kirlenmek kirlenebilmesi insanın
eşyanın suyla temizlenmesi ne tuhaf
belediyenin çöpçüleri de olmasa
artıklarımızda boğuluruz diye düşündüm
asgari ücret maaşa dünya da temizlenir mi kardeşim?
temizleniyor demek ki, izlemek için pencereye uzandım.
arındırdı iki kara gözlü çetrefil bakışlı iki adam
sokağın sakinlerini günahlarından,
kimsenin haberi olmadı
bir tek ben gördüm, çöpçüleri ve çetrefil bakışlarını
turuncu da pek komik duruyordu gece yarısı

sarı yazma yakışmaz mı güzele
çekiç ali bu türküyü söylerken içim bir tuhaf oldu
yazmanın sarısını anamda gördüm bir tek
pazara gidecekken aptal örmesi sepetiyle
poşularını örterler altlarında yazmaları
mahalle kadınlarıyla pazara giderdi
iğde ağacından izlerdim gidişleri
elleri dolu gelince bir güzel olurdu sokak
domatesin suyu fışkırır salatalığın har hurtu
insanı çıldırmış bir zevke götürürdü
nerden nereye, şimdi anam da modernleşti
ne sarı yazma kaldı ne de poşu
şehir insanı için yasını tutacak ne az şey kaldı

şerhedemem halimi cananıma
görmedim ki zülüfünü şerhedeyim
diye öksüresim geldi bir ara sigara içerken
genzim yandı zaman zaman oluyor böyle şeyler
odanın duvarları da bir romantik kırmızı filan
hafiften yumuşadım kendi kendime
şad olup güldüğüm günler de geldi aklıma
bir kız vardı mesela vallahi ben hiç görmedim
bildim sadece yaşadığını benden bir kaç köy uzakta
vallahi bildim iman eder gibi iman ettim adına
söylemesi ne güzeldi eve dönerken
dilime de ne yakışıyordu adı
karmaşıktı ilişkimiz biraz
hatta bir ara evlendik filan
güzel günlerdi yasını tutacak
günlerimde oldu diyorum şimdi
hani bir fotoğrafımız yok pier lotide
kadıköyde ben hiç onunla kitap bakmadım
utanmadık hiç birlikte, yağmur ıslatmadı
ikimizi birden titremedik köpürmedik
tek başına bir odada yaşadık ne yaşadıysak
tek başına yaşandı hep mevsimler
söylesem anlatsam da pek inanılır bir şey değil de zaten
aklımda da olunca her an canım yanıyor biraz
biraz da siteme hakkım da var onca şeyden sonra
o şimdi şehir şehir ülke ülke geziyor
kabin memuru mu ne olmuş,
dizlerine kadar inen lacivert bir etek
portakal rengi bir fular
ne güzel gözleri vardır bilemem
teni ne yumuşaktır
kucağına kimler uzanmakta
elini kimler tutmaktadır bilemem
bilemem çünkü bilmemi istemedi bildiren
bir mezar katına hapsetti beni
şehirden elimi ayağımı çektim
biraz nikotin ki artık sarma tütün içeceğim
biraz muhabbet çay ocağı sinan sadık filan
akar hayat kendi kendine böyle
buluşmak ümidim var hala
o da topraktan bende topraktan
aslımıza döndüğümüz vakit
ona bir gül tohumu göğsümde
merhaba diyeceğim
ama göğsümde karanfiller açacak
neden karanfil açtığını gül tohumundan
bir o bilecek bir ben bileceğim
bir sırrımız da olabilecek en sonunda
sarıp sarmalanacağız her mevsim
mevsimin nobranlığı umurumuzda olmayacak
aslında bunların hiç biri de olmayacak ya
aşk işte… neler düşündürüyor insana

rafadan hayat

16 eylül 2009

30/09/2009 - Posted by | Uncategorized

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.